bu ben miyim? ruhum parmaklarımın arasından süzülürken sızlanmayan varlık. bir noktada bana benzemeliydi, korunabilmek için. sessizlik ele geçirmiş onu ya da teslim etmiş ruhunu. bilemem ben bile, ruhum kimin ellerinde. aramaya da düşmezim artık. bulsa konuşacak sanırsın sen… insan ruhunu tanır. ruh beni tanımıyor ama artık. ondan bulamadım ki zaten. çocuklar kaçırıp saklamıştır belki. ebelemece oynamak istemişlerdir. ancak ebe beni tanımıyor artık. anlatabiliyor muyum? oyunda değilsem beni ebeleyemez. ancak gidip kapanmam gerekebilir ayağına. o mecâl ben de yok ne yazık ki. koyulamam ruhumu aramaya. belki o beni bulur bir gün.
Yazar: Şeyda
Cadı Kazanı
Tutunacak arzular aradı kollarım
Kolaymış gibi arzuların kollarına girmek,
Bütün albenisini harcadı o kollarda.
Bi kere girdi mi içine dehşet arzular, kar olan yüreğin;
Dönüşür cadı kazanına.
Yine de eğleme yüreğini kazanlarda.
Ancak arzular mutmain ediyorsa gönlünü;
Unut sana şefkatle sarılan kollarımı.
Arzularını karşılayabiliyorsa sıradan bir beden,
Tövbe olsun girme şefkatli kollarıma.
Çarpıyorsa yüreğin, haykırıyorsa dağlara;
Saçların dalgalanırken havada
Haykırışınla düşen çakıl taşlarının altındaki mâbedim,
Tümüyle gözden kaybolur.
Yine de, mâbedimin içinde hayat veririm sana.
Tahayyül eder aciz aklım, tek yapabildiği odur ya zaten.
Mecnun olur eninde sonunda,
Mâbedinin içinde canhıraş seslerle yosun kaplayan bedenim.
yeni depresyon şarkım bu şiirle uyumlu olacaktır.click me
(mutmain*tatmin olma duygusu/ lalettayin*sıradan/zülf-i perişan*kara saç/ mabed*tapınak/mamafih*bu durumda/ tahayyül*hayal etmek, imgelemek/canhıraş*yürek parçalayan çığlık)
Fenâ ve Bekâ
Yuvarlanmak istiyorum mayınların orta yerinde.
Karanlıkta sehven basılan bir sümüklü böcek gibi,
Tek bir darbeyle binpareye bölünmek istiyorum.
Temmuz sıcağında boyundan süzülen o ter,
Gözlerden sızan yaş,
Avuçlarında tutamadığın o serap hayaller gibi
Kaybolup gitmek istiyorum.
Geri dönülemez yollara sapıp,
Sırtımdaki o bâr-ı girân ile
Kapkaranlık, meçhul menzillerde yitip gitmek;
Amaçsız ve sebepsiz…
Ne de olsa böyle bir rahda su aramaz,
Ümit bağlamam bu fani hayata,
Yine de revan olmaya devam ederim.
Öte yandan, mest eden o yağmur kokusunda,
Bir atın sırtında,
Kimsenin beni tanımadığı uzak diyarlara varıp,
Ömrümü çiçekler derleyerek tüketmek istiyorum.
İçimdeki bütün o muhabbeti
Onun boynuna yükleyip,
Sevgime sahip çıkmasını dileyerek;
Can vermek istiyorum.
Çok mu şey niyaz ediyorum?
3’ü 13 geçe
Bir dilemma zihninin kuyularında çırpınan,
Ve kelebeğe anlatılan serüven, asla yaşayamayacağı.
Ölmeden girdiğin morg,
Donan zihninin saatleri saydığı.
–
Kursağında kalan hayaller,
Arkanda saklanan sırlar,
Şast benliğini lâşe ederken,
Sükunet içinde kalabilir misin?
–
Travmaları azan lerzân bir vücut,
Pestenkerâni bir aşk hikayesi,
Vicdanını sızlatan.
Kaç perde var oyunda?
–
Geldiğinde sekerat burnunun dibine,
Vehm etme alacağın adaletten,
Seni kurtaramaz riyen,
Eksik kaldın hayattan.
Zevk-i Şayan
Bir zaman ki gelir sinsice
Yapışır yakana gizlice
Yaşar idrak edemeden
Mevsimler vurup idrak edince
Anlar neden yapıştığını bu illete
Yine de akıl erdiremez bu duruma
Ne haddine sorgulamak neden diye
O bedende yaşamaya mecbursun’ der üstat
Ne zaman özgür olacağım?
Üstat cevap verir sessizce; kabullendiğinde.
Tuzla buz kaybolursun ortalıktan
Yine gelirsin yıllar ardından
Kurtulamazsın işte bu illetten,
Sevmek zorundasın’ der bu sefer üstat.
Cevap verir ‘ben bilmem nasıl sevilir’
Üstat tekrar ‘öğrenmek zorundasın’ der
Yerin dibine kaçar yine,
Bu sefer hızlı ve kızgın gelir üstat
Hâla öğrenemedin mi lanet olsun sana’
Bunları senin için topladım’ der.
İçinde en nadir çiçekleri barındıran buketi uzatıp
Üstat yumuşar ‘kabullendin sonunda’
Şimdi severek yapmalısın.
Asırlar ardından çürümeye yüz tutmuş
Asırlarca topladığı çiçekleri buruşmuş
Hareket edemez halde donmuş
Soğuktan donarak ölmüş ve
Üstat hiç gelmemiş.
Gelecek diye beklerken çiçek toplamaktan kanayan elleri,
Günün sonunda mezarını şahlandırmış.
Kazma
İnsan hep kendi kuyusunu kazar di mi? Hatta bazen küreği birine verir der ki rica etsem biraz da sen kazar mısın? Nedenini sormaz. İyilik ettim sanar, tabi der ve kazdıkça kazar o derin kuyuyu. Ne için kazdığını ne kadar süredir kazdığını bilmez. Bu insan benim elime neden bu küreği verdi der durur sadece. Neden yaptı ki bunu? Ama yine de kazmaya devam eder. Sonra birden durur kuyunun derinliği onu çok korkutur. Kendi de düşecek diye çok korkar. Der ki ben devam etmek istemiyorum bu kuyuyu kazmaya. Kuyunu o kadar derin o kadar titiz kazmıştır ki keşke kazmayı vermeseydim dersin. Öylece çekip gider seni kuyuyla baş başa bırakıp. Çok büyük bir kuyu olduğunu düşündükçe başın döner sen de korkmaya başlarsın. Nasıl dolduracağım nasıl yapacağım diye düşünmekten belki de delirirsin. Saatlerce günlerce kuyuyu doldurmak için çabalarsın. Sonra gelip kazmanı çalarlar. Öylece kalakalırsın. O kuyuyu ellerinle doldurmaktan başka çaren kalmaz. İşte böyle hissettiriyor bazı şeyler, bazı insanlar. Farkına varmak için önce körü körüne bağlanmak sonra yava yavaş kuyunun seni içine çekişiyle yüzyüze kalıp ardından kuyuyu doldururken tüm bağını, gücünü ve iradeni kaybetmenle sona ermesi gerekiyor. Ne kadar kazarsan o kadar batarsın. Kaçsan da batarsın kaçmasan da.
Tutku
Keşke bazen gerçekten yok olabilsek. Kim olduğunu, neye benzediğini, işini, hobilerini, fobilerini ve buna benzer çoğu şeyi bazen unutabilsek. Hiç bilmemiş, hiç sevmemiş, hiç yaşamamışçasına. Kalbimizin en derinlerindeki tutkuyu öldürebilseydik. Bu tutkuyu yeşertebilecek her şeyi en kökünden kesip mühürleyebilseydik bu sayede hiç doğmazdı umutlar. Ya da olmasaydı umut diye bir şey çıkmazdı ortaya tutku diye bir şey. Milyon tane ihtimal tek bir beyin. Nereye yetişeceğini şaşırmış bir kalp. Her şeye rağmen kendimi öldürmek bunlardan biri değil. Her şeyimi öldürebilirim ama kendimi öldüremem. Çünkü öldüğümde bile geride kalanlara ne olacağını düşünüyorum. Ölürken bile huzurlu değilse insan ne için yaşar ki? O sebeptendir ki umut etmeyi, tutkularımı bulunamayacak en dip mahzenlerde sakladım. Kapısına da bir gardiyan koydum. Çıkmak isterse öldürsün diye.
boşluk
Hissetmek istememek kadar mühim bir şey var mıdır? Sevgiyi hissetmek istememek, acıyı, mutluluğu, aşkı. İyi ve kötü ne varsa istememek, elinin tersiyle itmek. Bazen tüm duygularımın yok olmasını dilerim. Soğuk bir yerde titreyerek durmak deneyimlediğim kadarıyla hissiz olmaya en yakın şeydir. Hissettiğin tek şey soğuktur. Donan parmaklarını ve ayak uçlarını hissetmezsin. Vücudunun tek derdi vücut ısını korumaya çalışmaktır, bu sebeptendir ki bir şey düşünmek çok zordur. Hislerimi saydamlaştırmak istediğimde saatlerce soğukta oturur, sokağı, insanları izlerim. Ancak sıcak ortama geçtiğinde sanki bir bilgisayara dosya aktarır gibi düşünceler sana aktarılır. Ve yeniden hissetmeye başlarsın. Acıyı, kalbinin dışarı çıkmak istercesine tekrar tekrar çarpmasını. Ne gariptir ki bazen o soğuğa girmeden hissizleştiğim zamanlar oluyor. Sadece dalıyorum, her beş saniyede bir yere, duvara dalıp gidiyorum. Düşünemiyorum, hissedemiyorum. Hoşuma gitse de bazen canımı sıkıyor. Kalkıyorum, dolanıyorum ruh gibi. Bir şeyler kokluyorum, bir şeyler tadıyorum, dokunuyorum. Sonra anlıyorum ki olay istemekte. İstediginde hissedebilir, istemediğinde bir girdap gibi düşünceler içinde kaybolabilirsin. Son zamanlarda bunu fazlasıyla hissediyorum. Sanırım buna hissizlikten ziyade alışmak diyebiliriz. Hayal kırıklığına, acıya, sese, kalabalığa… Olay sadece alışmakta. İlk kez duyduğum bir müziği içime alır, onu benimser, üzerine hayaller kurar ve onların yıkılışını izlerim. Ardından o müziği tekrar dinlediğimde sadece bazı sözler ve ilerleyen bir ritim duyarım. Ya da her seferinde yalnız bırakılmanın verdiği o acı tebessümden sonra tek yapabildiğin şey birkaç gözyaşı dökmek olur. Ardından aynı müzikte olduğu gibi, o birkaç gözyaşı artık aksa da canın yanmaz. Öylece boşluğa bakarsın, tekrar tekrar dalarsın. Gülüşlere katılarak güler, numara yaparsın. Anlatmak istersin, ama susarsın. Anlayamayacaklarını bilirsin çünkü. Birkaç tavsiye verilir, uygulanmayan. Aslında sadece dinlemektir olayın püf noktası. Kollarını açmak, dinlemek, derdine ortak olmak. Susarak ona güvendesin mesajı vermektir. Ben bağırmam, çağırmam, hesap sormam. Köşeme çekilir acımı içime atar ve zamanla tükenmesini beklerim. Tükendiğinde ise asla aynı kişi olmazsın. İçinde kirletilen saflığı ne kadar istersen iste bozamazsın, sarmaşıklarla düğüm yapmıştır. Boş çaba harcamamak gerekir. Aslına bakarsan insanı kirleten de yine insandır. Başkasının sorumluluk almasını beklerken, bütün sorumluluğun sana ait olduğunu hissetmek. Ağır hüzün veren birkaç durumdan biridir.




