Fenâ ve Bekâ

Yuvarlanmak istiyorum mayınların orta yerinde.

Karanlıkta sehven basılan bir sümüklü böcek gibi,

Tek bir darbeyle binpareye bölünmek istiyorum.

Temmuz sıcağında boyundan süzülen o ter,

Gözlerden sızan yaş,

Avuçlarında tutamadığın o serap hayaller gibi

Kaybolup gitmek istiyorum.

Geri dönülemez yollara sapıp,

Sırtımdaki o bâr-ı girân ile

Kapkaranlık, meçhul menzillerde yitip gitmek;

Amaçsız ve sebepsiz…

Ne de olsa böyle bir rahda su aramaz,

Ümit bağlamam bu fani hayata,

Yine de revan olmaya devam ederim.

Öte yandan, mest eden o yağmur kokusunda,

Bir atın sırtında,

Kimsenin beni tanımadığı uzak diyarlara varıp,

Ömrümü çiçekler derleyerek tüketmek istiyorum.

İçimdeki bütün o muhabbeti

Onun boynuna yükleyip,

Sevgime sahip çıkmasını dileyerek;

Can vermek istiyorum.

Çok mu şey niyaz ediyorum?

Okurken dinlenir.Spotify.

3’ü 13 geçe

Bir dilemma zihninin kuyularında çırpınan,

Ve kelebeğe anlatılan serüven, asla yaşayamayacağı.

Ölmeden girdiğin morg,

Donan zihninin saatleri saydığı.

Kursağında kalan hayaller,

Arkanda saklanan sırlar,

Şast benliğini lâşe ederken,

Sükunet içinde kalabilir misin?

Travmaları azan lerzân bir vücut,

Pestenkerâni bir aşk hikayesi,

Vicdanını sızlatan.

Kaç perde var oyunda?

Geldiğinde sekerat burnunun dibine,

Vehm etme alacağın adaletten,

Seni kurtaramaz riyen,

Eksik kaldın hayattan.

Zevk-i Şayan

Bir zaman ki gelir sinsice

Yapışır yakana gizlice

Yaşar idrak edemeden

Mevsimler vurup idrak edince

Anlar neden yapıştığını bu illete

Yine de akıl erdiremez bu duruma

Ne haddine sorgulamak neden diye

O bedende yaşamaya mecbursun’ der üstat

Ne zaman özgür olacağım?

Üstat cevap verir sessizce; kabullendiğinde.

Tuzla buz kaybolursun ortalıktan

Yine gelirsin yıllar ardından

Kurtulamazsın işte bu illetten,

Sevmek zorundasın’ der bu sefer üstat.

Cevap verir ‘ben bilmem nasıl sevilir’

Üstat tekrar ‘öğrenmek zorundasın’ der

Yerin dibine kaçar yine,

Bu sefer hızlı ve kızgın gelir üstat

Hâla öğrenemedin mi lanet olsun sana’

Bunları senin için topladım’ der.

İçinde en nadir çiçekleri barındıran buketi uzatıp

Üstat yumuşar ‘kabullendin sonunda’

Şimdi severek yapmalısın.

Asırlar ardından çürümeye yüz tutmuş

Asırlarca topladığı çiçekleri buruşmuş

Hareket edemez halde donmuş

Soğuktan donarak ölmüş ve

Üstat hiç gelmemiş.

Gelecek diye beklerken çiçek toplamaktan kanayan elleri,

Günün sonunda mezarını şahlandırmış.

Kazma

İnsan hep kendi kuyusunu kazar di mi? Hatta bazen küreği birine verir der ki rica etsem biraz da sen kazar mısın? Nedenini sormaz. İyilik ettim sanar, tabi der ve kazdıkça kazar o derin kuyuyu. Ne için kazdığını ne kadar süredir kazdığını bilmez. Bu insan benim elime neden bu küreği verdi der durur sadece. Neden yaptı ki bunu? Ama yine de kazmaya devam eder. Sonra birden durur kuyunun derinliği onu çok korkutur. Kendi de düşecek diye çok korkar. Der ki ben devam etmek istemiyorum bu kuyuyu kazmaya. Kuyunu o kadar derin o kadar titiz kazmıştır ki keşke kazmayı vermeseydim dersin. Öylece çekip gider seni kuyuyla baş başa bırakıp. Çok büyük bir kuyu olduğunu düşündükçe başın döner sen de korkmaya başlarsın. Nasıl dolduracağım nasıl yapacağım diye düşünmekten belki de delirirsin. Saatlerce günlerce kuyuyu doldurmak için çabalarsın. Sonra gelip kazmanı çalarlar. Öylece kalakalırsın. O kuyuyu ellerinle doldurmaktan başka çaren kalmaz. İşte böyle hissettiriyor bazı şeyler, bazı insanlar. Farkına varmak için önce körü körüne bağlanmak sonra yava yavaş kuyunun seni içine çekişiyle yüzyüze kalıp ardından kuyuyu doldururken tüm bağını, gücünü ve iradeni kaybetmenle sona ermesi gerekiyor. Ne kadar kazarsan o kadar batarsın. Kaçsan da batarsın kaçmasan da.

Tutku

Keşke bazen gerçekten yok olabilsek. Kim olduğunu, neye benzediğini, işini, hobilerini, fobilerini ve buna benzer çoğu şeyi bazen unutabilsek. Hiç bilmemiş, hiç sevmemiş, hiç yaşamamışçasına. Kalbimizin en derinlerindeki tutkuyu öldürebilseydik. Bu tutkuyu yeşertebilecek her şeyi en kökünden kesip mühürleyebilseydik bu sayede hiç doğmazdı umutlar. Ya da olmasaydı umut diye bir şey çıkmazdı ortaya tutku diye bir şey. Milyon tane ihtimal tek bir beyin. Nereye yetişeceğini şaşırmış bir kalp. Her şeye rağmen kendimi öldürmek bunlardan biri değil. Her şeyimi öldürebilirim ama kendimi öldüremem. Çünkü öldüğümde bile geride kalanlara ne olacağını düşünüyorum. Ölürken bile huzurlu değilse insan ne için yaşar ki? O sebeptendir ki umut etmeyi, tutkularımı bulunamayacak en dip mahzenlerde sakladım. Kapısına da bir gardiyan koydum. Çıkmak isterse öldürsün diye.