Kazma

İnsan hep kendi kuyusunu kazar di mi? Hatta bazen küreği birine verir der ki rica etsem biraz da sen kazar mısın? Nedenini sormaz. İyilik ettim sanar, tabi der ve kazdıkça kazar o derin kuyuyu. Ne için kazdığını ne kadar süredir kazdığını bilmez. Bu insan benim elime neden bu küreği verdi der durur sadece. Neden yaptı ki bunu? Ama yine de kazmaya devam eder. Sonra birden durur kuyunun derinliği onu çok korkutur. Kendi de düşecek diye çok korkar. Der ki ben devam etmek istemiyorum bu kuyuyu kazmaya. Kuyunu o kadar derin o kadar titiz kazmıştır ki keşke kazmayı vermeseydim dersin. Öylece çekip gider seni kuyuyla baş başa bırakıp. Çok büyük bir kuyu olduğunu düşündükçe başın döner sen de korkmaya başlarsın. Nasıl dolduracağım nasıl yapacağım diye düşünmekten belki de delirirsin. Saatlerce günlerce kuyuyu doldurmak için çabalarsın. Sonra gelip kazmanı çalarlar. Öylece kalakalırsın. O kuyuyu ellerinle doldurmaktan başka çaren kalmaz. İşte böyle hissettiriyor bazı şeyler, bazı insanlar. Farkına varmak için önce körü körüne bağlanmak sonra yava yavaş kuyunun seni içine çekişiyle yüzyüze kalıp ardından kuyuyu doldururken tüm bağını, gücünü ve iradeni kaybetmenle sona ermesi gerekiyor. Ne kadar kazarsan o kadar batarsın. Kaçsan da batarsın kaçmasan da.

Yorum bırakın