Kaşıntı

Görmediği kalmadı gözlerin ve duymadığı kalmadı bu kulakların,

İnandım yine de inanmak istediklerime.

Kursağımda dolup taştı,

Hislerimi yerle yeksan edebilecek kadar.

Geriye kalan sadece derin yaralarım;

Hiç kaşınmamıştı da yaram,

“Kanadığının farkında mısın?” diyene kadar.

Farkettirmeseydiniz, acımazdı hiç yaram…

Şimdi kıvranıyorum acıdan,

Yine de kaşıyorum hissizleşene dek.

Tırnaklarıma dolup taşan kanın kuruluğu,

Parmak uçlarıma sinen kokusu,

Bulaşmadan duramıyor her zerreme;

Yine de kaşıyorum,

Acısı ruhuma işkence etmeyi bıraksın diye.

Yeni takıntım.Spotify.

Tiyatro

hep mi çıkmaza sürükler bu tenhalar, 

gözleri boyar yeşilden siyaha, 

sözleri gizler tepeden tırnağa, 

hep mi kulagı tırmalar iğreti sözler,

bir gün açılırsa tenhalar sana, 

boyarsa gözlerimi siyahtan sıcak kahve tonlarına, 

baldan hallice iki dudağının arasından akan heceleri duyarsam, 

o an ki simsiyah kalbimi yıkar ellerine koyarım.

sandım ki yaralar kafasını gömer toprağa,

kuruttuğum yapraklar örter narin bedenimi,

güzelliğin arkasına saklanır. 

ancak ne toprak kabul etti beni,

ne de yapraklar kapattı aciz bedenimi.

eller gözleri kapatsa da kör olamaz duyduklarına,

eller kulakları kapatsa da dil sahip çıkamaz kendine

kesmeli ya kulağı ya da dili

ya da kör,sağır,dilsiz oynamalı bu ayıp tiyatroyu.

Yeni şarkı. Spotify.

Cadı Kazanı

Tutunacak arzular aradı kollarım

Kolaymış gibi arzuların kollarına girmek,

Bütün albenisini harcadı o kollarda.

Bi kere girdi mi içine dehşet arzular, kar olan yüreğin;

Dönüşür cadı kazanına.

Yine de eğleme yüreğini kazanlarda.

Ancak arzular mutmain ediyorsa gönlünü;

Unut sana şefkatle sarılan kollarımı.

Arzularını karşılayabiliyorsa sıradan bir beden,

Tövbe olsun girme şefkatli kollarıma.

Çarpıyorsa yüreğin, haykırıyorsa dağlara;

Saçların dalgalanırken havada

Haykırışınla düşen çakıl taşlarının altındaki mâbedim,

Tümüyle gözden kaybolur.

Yine de, mâbedimin içinde hayat veririm sana.

Tahayyül eder aciz aklım, tek yapabildiği odur ya zaten.

Mecnun olur eninde sonunda,

Mâbedinin içinde canhıraş seslerle yosun kaplayan bedenim.

yeni depresyon şarkım bu şiirle uyumlu olacaktır.click me

(mutmain*tatmin olma duygusu/ lalettayin*sıradan/zülf-i perişan*kara saç/ mabed*tapınak/mamafih*bu durumda/ tahayyül*hayal etmek, imgelemek/canhıraş*yürek parçalayan çığlık)

Fenâ ve Bekâ

Yuvarlanmak istiyorum mayınların orta yerinde.

Karanlıkta sehven basılan bir sümüklü böcek gibi,

Tek bir darbeyle binpareye bölünmek istiyorum.

Temmuz sıcağında boyundan süzülen o ter,

Gözlerden sızan yaş,

Avuçlarında tutamadığın o serap hayaller gibi

Kaybolup gitmek istiyorum.

Geri dönülemez yollara sapıp,

Sırtımdaki o bâr-ı girân ile

Kapkaranlık, meçhul menzillerde yitip gitmek;

Amaçsız ve sebepsiz…

Ne de olsa böyle bir rahda su aramaz,

Ümit bağlamam bu fani hayata,

Yine de revan olmaya devam ederim.

Öte yandan, mest eden o yağmur kokusunda,

Bir atın sırtında,

Kimsenin beni tanımadığı uzak diyarlara varıp,

Ömrümü çiçekler derleyerek tüketmek istiyorum.

İçimdeki bütün o muhabbeti

Onun boynuna yükleyip,

Sevgime sahip çıkmasını dileyerek;

Can vermek istiyorum.

Çok mu şey niyaz ediyorum?

Okurken dinlenir.Spotify.

3’ü 13 geçe

Bir dilemma zihninin kuyularında çırpınan,

Ve kelebeğe anlatılan serüven, asla yaşayamayacağı.

Ölmeden girdiğin morg,

Donan zihninin saatleri saydığı.

Kursağında kalan hayaller,

Arkanda saklanan sırlar,

Şast benliğini lâşe ederken,

Sükunet içinde kalabilir misin?

Travmaları azan lerzân bir vücut,

Pestenkerâni bir aşk hikayesi,

Vicdanını sızlatan.

Kaç perde var oyunda?

Geldiğinde sekerat burnunun dibine,

Vehm etme alacağın adaletten,

Seni kurtaramaz riyen,

Eksik kaldın hayattan.

Zevk-i Şayan

Bir zaman ki gelir sinsice

Yapışır yakana gizlice

Yaşar idrak edemeden

Mevsimler vurup idrak edince

Anlar neden yapıştığını bu illete

Yine de akıl erdiremez bu duruma

Ne haddine sorgulamak neden diye

O bedende yaşamaya mecbursun’ der üstat

Ne zaman özgür olacağım?

Üstat cevap verir sessizce; kabullendiğinde.

Tuzla buz kaybolursun ortalıktan

Yine gelirsin yıllar ardından

Kurtulamazsın işte bu illetten,

Sevmek zorundasın’ der bu sefer üstat.

Cevap verir ‘ben bilmem nasıl sevilir’

Üstat tekrar ‘öğrenmek zorundasın’ der

Yerin dibine kaçar yine,

Bu sefer hızlı ve kızgın gelir üstat

Hâla öğrenemedin mi lanet olsun sana’

Bunları senin için topladım’ der.

İçinde en nadir çiçekleri barındıran buketi uzatıp

Üstat yumuşar ‘kabullendin sonunda’

Şimdi severek yapmalısın.

Asırlar ardından çürümeye yüz tutmuş

Asırlarca topladığı çiçekleri buruşmuş

Hareket edemez halde donmuş

Soğuktan donarak ölmüş ve

Üstat hiç gelmemiş.

Gelecek diye beklerken çiçek toplamaktan kanayan elleri,

Günün sonunda mezarını şahlandırmış.